Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: Foreign Policy In Focus’un “İran savaşı ABD’de seçim meselesi haline geliyor” başlıklı son yazısında Michael Harrison şu değerlendirmeyi yaptı: “ABD ara seçimleri öncesinde İran’a karşı savaş, bir dış politika krizini aşarak iç mesele haline geldi; öyle ki seçim takvimi artık savaşın siyasi ve diplomatik atmosferinin bir parçasını oluşturuyor.”
Yazıya göre, yılın büyük bölümünde Washington’da yalnızca askeri hedefler, nükleer politika, caydırıcılık ve müzakerelerle bağlantılı bir dış politika konusu olarak görülen İran’la savaş, 3 Kasım ara seçimlerinin yaklaşmasıyla ABD’nin fiyatlar, Kongre’nin yetkileri ve halkın hükümetten dış politikada beklentileri etrafındaki iç tartışmasının parçası haline geldi.
Harrison, bu değişimin önemini, ABD ara seçimlerinin yalnızca dış politika üzerine bir referandum olmamasına bağlıyor: Temsilciler Meclisi’nin 435 sandalyesinin tamamı ve Senato sandalyelerinin yaklaşık üçte biri seçime gidiyor. Sonuç, Kongre’nin Donald Trump’ın başkanlığının son iki yılında hükümet politikasına ne ölçüde meydan okuyabileceğini, finansman sağlayabileceğini, soruşturabileceğini veya yön verebileceğini belirleyecek.
Haberde, “İran savaşı”nın genellikle dış politika alanında kalmayan başlıklar üzerinden Amerikalı seçmenlere ulaştığı belirtiliyor. Orta Doğu’daki enerji akışının bozulmasının ardından benzin fiyatları keskin biçimde arttı. Associated Press ve KFF’nin 2 binden fazla kayıtlı kırsal seçmenle yaptığı ortak ankete göre, bu seçmenlerin yüzde 42’si ara seçim adaylarının İran’la çatışmayı konuşmasının çok önemli olduğunu düşünüyor. Bu oran kırsal kesimdeki Demokrat seçmenler arasında yüzde 57’ye çıkıyor.
Yaşam maliyeti genel olarak seçmenler için daha da önemli: Yüzde 69’u adayların bu konuya eğilmesinin çok önemli olduğunu söylüyor. Rapora göre bir Amerikalı seçmenin savaşın sonuçlarıyla karşılaşmak için New York’taki müzakereleri ya da İran’ın nükleer programına ilişkin tartışmaları takip etmesi gerekmiyor. Benzin fiyatı, mal taşımacılığı maliyetleri ve federal harcamalara dair sorular, uzak bir savaşı seçim kampanyalarının iç meselesi haline getirebiliyor.
İran’a karşı savaş ABD ara seçimlerine girdi
Kongre “İran savaşı”na dahil oluyor
ABD Kongresi de bu savaşa giderek daha fazla dahil oluyor. 24 Eylül’de ABD Senatosu, ABD güçlerinin İran’la askeri çatışmadan çekilmesini isteyen savaş yetkileri kararını 49’a karşı 50 oyla reddetti. Dört Cumhuriyetçi senatör, Demokratların çoğunluğuna katılarak karara olumlu oy verdi. Bu oylama savaşı bitirmedi; ancak İran’la çatışmanın artık yalnızca yürütme erkinin meselesi olmadığını gösterdi. Kongre üyeleri şimdi Beyaz Saray’a ne kadar yetki vermeye hazır olduklarına karar vermek zorunda; bu kararı seçmenler de değerlendirecek.
İran-ABD müzakerelerinin seçimlerle bağlantısı
Rapora göre Trump da diplomasi takvimini doğrudan seçim takvimine bağladı. Trump, 22 Eylül’de BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında ABD’nin Kasım ara seçimlerinden sonra İran’la anlaşmaya varacağına inandığını söyledi ve Tahran’ın onun seçimlerde nasıl bir performans göstereceğini beklediğini iddia etti.
Reuters da ardından ABD ve İranlı müzakerecilerin Hürmüz Boğazı ve ABD’nin ekonomik baskılarının kaldırılması konusunda aşamalı bir anlaşmayı değerlendirdiğini bildirdi. Yazar, bu gelişmelerin tek başına ABD hükümetinin diplomatik müzakereleri seçim gerekçeleriyle kasten geciktirdiğini kanıtlamadığını vurguluyor. Washington ile Tahran arasında nükleer kısıtlamalar, yaptırımlar, Hürmüz Boğazı ve her türlü ateşkes ya da uzun vadeli anlaşmanın koşulları konusunda gerçek anlaşmazlıklar var; müzakereler ABD iç siyasetiyle pek ilgisi olmayan nedenlerle de başarısız olabilir. Ancak ABD başkanı olası bir anlaşmanın zamanlamasını açıkça seçimlerle ilişkilendirdiğinde, ABD’nin siyasi takvimi de ister istemez bu meselenin parçası haline geliyor.
Savaşın Cumhuriyetçiler ve Demokratlar için siyasi zorluğu
Harrison’a göre “İran savaşı” her iki parti için de siyasi sorun yaratıyor. Trump yönetimini savunan Cumhuriyetçiler, askeri operasyonun stratejik hedeflerini açıklamanın yanı sıra savaşın süresi ve ekonomik sonuçlarını da izah etmek zorunda. Demokratlar savaşı, yönetimin çatışmayı yönetme biçimini ve Kongre’nin savaş yetkilerine yaklaşımını sorgulamak için kullanabilir; ancak onlar da İran’a karşı nasıl bir politika izleyeceklerini ve tırmanma riskiyle nasıl başa çıkacaklarını açıklamak durumunda. Rapor, bu iki argümanın hiçbirinin basit bir partizan formüle indirgenemeyeceğini vurguluyor.
Habere göre bu belirsizlik, geçmişte Cumhuriyetçilerin seçim koalisyonları için önem taşıyan kırsal bölgelerdeki seçmenler arasında daha belirgin. Associated Press ve KFF anketi, kırsal seçmenlerin yaklaşık yarısının ekonominin Trump yeniden başkanlığı ele aldığı döneme göre daha kötü olduğunu düşündüğünü gösteriyor. Benzin fiyatları ve sağlık harcamaları, ödeme gücüne ilişkin en önemli endişeleri arasında. Buna karşın kırsal kesimdeki Cumhuriyetçiler, kırsal Demokratlar ve bağımsızlara kıyasla Trump’ı hâlâ çok daha fazla destekliyor.
Yazar, bu nedenle savaşın siyasi etkisinin yalnızca seçmenlerin desteklediği partinin değişmesi anlamına gelmediğini; katılım oranını, seçime katılma motivasyonunu ve adayların hükümetin performansını konuşma biçimini de etkileyebileceğini yazıyor.
ABD seçimleri ve İran’la diplomasi ortamı
Rapora göre ABD seçimleri de diplomatik ortamın bir parçası haline geldi. Reuters, İranlı yetkililerin son dönemde ara seçimler öncesinde Amerikalı seçmenlere açık bir mektup yayımladığını bildirdi. Böyle bir adımın ne kadar etkili olduğu bir yana, bu girişim daha geniş bir gerçeği gösteriyor: Çatışmanın diğer tarafındaki hükümetler, ABD’nin iç siyasi takvimini izliyor; çünkü Kongre’nin bileşimi ve başkanın siyasi konumu, seçim sonrasında eldeki seçenekleri etkileyebilir.
Harrison, yazının sonunda Amerikalı seçmenler için temel sorunun artık yalnızca “İran savaşı”nın popüler olup olmadığı olmadığını belirtiyor. Asıl soru, ulusal güvenlik meselesi olarak başlayan çatışmanın artık bir seçim yılı gereklilikleri süzgecinden geçip geçmediği. Bu, seçim siyasetini görmezden gelmek anlamına gelmiyor; çünkü seçilmiş yetkililer seçmenlere karşı sorumlu. Ancak seçmenler askeri strateji, diplomatik strateji ve seçim stratejisi arasında ayrım yapmalı ve bu üç gündemin nerede kesiştiğini incelemeli.
Kasım seçimleri tek başına ABD ile İran’ın anlaşmaya varıp varmayacağını belirlemeyecek. Diplomasi, Tahran ve Washington’un kararlarına, ayrıca bölgesel aktörlerin eylemlerine ve sahadaki koşullara bağlı olacak. Ancak seçimler, kararların alındığı siyasi ortamı değiştirecek. Savaş halindeki bir ülke için bu ayrım önemli; bir dış politika krizi, seçim sonucuna dönüşmeden çok önce seçim meselesi haline gelebilir.
yorumunuz